Alman Mallarının Kalitesine Neden Hayranız? (Çünkü Yaptığımız Her Şeyin Tersini Yapıyorlar)

‘Aman Alman malı olsun’ diyerek başka tüm ülkelerin teknolojilerini reddedecek kadar büyük sevda yaratan Alman malının gizemi ne? Alman malı neden bu kadar sağlam ve kaliteli, yoksa her şey bir efsaneden mi ibaret?

En uygunu Alman malına duyduğumuz sevdanın köklerini inceleyelim, tahminen Fransız ve İtalyan mallarına haksızlık ediyoruzdur.

Önce şunu söyleyelim: Alman mallarını övüyoruz dedik ya, bu yalnızca bizimle sonlu değil.

Statista, 2017’de 43.000 kişiyi kapsayan bir araştırma yapıyor ve dünya çapında hangi ülke mallarına daha fazla itimat olduğunu soruyor. Tüm iştirakçiler için neredeyse Alman mallarının farklı bir yeri var. Kimileri teknik eserler de değil, marka olarak da Almanların elinin değdiği her şeye büyük bir hürmet var.

Peki nereden geliyor bu itimadın kaynağı?

Hikayeyi biraz geriye saralım. 1850’lere kadar Sanayi Devrimi’nin başkanı olan Birleşik Krallık, Fransa ve Belçika olmuştu. Özellikle Birleşik Krallık’ın buradaki etkisini ders kitaplarından da biliyoruz. Ancak 1830 ve 40’larda Almanya’nın yarattığı bir sanayileşme var ki, bu devlerin şaşıp kalmış olması çok normal.

Tekstil endüstrisini 1834’te, demiryolu ihtilalini 1840’larda gerçekleştiren Almanya müthiş bir yeni pazar yaratmış oldu.

Hem yerel ürünlerin üretimi için hem de mühendislik, mimarlık ya da genel anlamda yetenek isteyen işler için büyük bir açık yarattı bu atılımlar. 1900’lerden itibaren Almanya’nın teknoloji, tekstil ve nitelikli ürünler için öncü konuma gelmesinde bu atılımın büyük bir etkisi var. Ancak sadece bununla sınırlı değil. Bu tarihsel öncülüğü destekleyen birkaç unsurdan daha bahsedebiliriz.

Almanya’da 1874’te kurulan Çelik Federasyonu, ülkenin erişebileceği yüksek kalite çeliği hızlıca dolaşıma sokuyor.

Bu ne anlama geliyor?

Kaliteli çelikle üretilen makine araçları ve metal ürünlerin ömrü uzuyor, kalitesiz içeriklere sahip diğer malların yanında bir anda ‘Made in Germany’ önem kazanıyor.

Sadece sahip olunan kaynaklarıyla da sınırlı değil Almanya’nın talihi. Alman aileleri “benim çocuğum nerede olursa olsun üniversite okusun” demiyor.

Çünkü Almanya’da meslek temelli bir eğitimin kökleri neredeyse iki asır öncesinden atılmış, iyi eğitimli tasarımcılar, mühendisler gelecekte hiçbir işe yaramayacak okullarda okumak yerine genç yaşta mesleki eğitime dahil oluyor.

Bu eğitim kültürü üzerinde biraz daha durmak gerekiyor.

Türkiye’de en büyük prestije sahip meslekler ortasında teknisyenlik var mı? Kim çocuğunun teknisyen olmasını istiyor? 

Bu iki soruyu dikkatli düşününce Alman kültüründe meslek erbabı olmanın, teknik işlerde çalışmanın hem maddi hem de manevi olarak ödüllendirildiği gerçeği daha da manalı hale geliyor. Üretilen mallar nitelikli işgücünün elinden çıkıyor.

Üretilenlerin standardını takip etme konusunda da Almanlara şapka çıkarıyoruz.

Hem üretim hem de servis basamağında tutarlılığı ölçebilmek için büyük efor harcanıyor. Bunun yanında güvenlik standartlarının katı olması, üretilen şeyin ne olduğundan bağımsız olarak üreticiyi daha iyiyi yapmak için zorlayacak biçimde tasarlanmış. Üretici olarak siz kaliteli bir eser yaratmak istemeseniz bile o bölümde çalışıyorsanız regülasyonlarla sizi buna mecbur kılıyor.

Yani Alman mallarının kalitesi çok özendiğimiz bu binalarla veya coğrafik hoşluklarla değil, kültürle ilişkili.

Eğitim ve çalışma kültürünü günü kurtarmak için değil inanç sağlayabilmek için kurgulamış bir ülkenin mallarının muadillerine göre daha kaliteli olmasına neden şaşırıyorduk ki?

Yorum yapın